Lilly 2021-03-29T20:15:26+00:00

Lilly 2006 Destek Yayınları

Ben bir Arap Yahudisiyim.
Yanında yirmi iki bavul eşya ile uçaktan indiğinde, ayak bastığı ülkede daha önce hiç bulunmamıştı. Tanımadığı bir ülkeye gitmek onun için yeni bir şey değildi.
Ne de olsa bir Yahudi’ydi.
Lübnan’da doğmuş, savaş sonrası hep seyahat etmiş bu cesur kadın kendisine en son durak olarak İstanbul’u seçmişti.
Milano’da bıraktığı ailesini bir daha görmemek pahasına yeni hayatına adım attığında onbeş günde tanıyıp evleneceği Türk bir erkekte gençlik hayallerinden hangilerini bulmayı ummuştu? Sonunun böyle olacağını bilse yine aynı seçimleri yapar mıydı?
Güzelliği ve şıklığı ile bir bakanın bir daha dönüp baktığı, uzun çabalar sonucu çocuk sahibi olan bu dişi kaplan yalnız geldiği bu ülkede yine yalnız mı kalacaktı?
Anne evinde öğrendiği Arap yemeklerini Türk damağına uygun Fransız zarafeti ile karıştırdığında nasıl da kendine özgü görsel bir şölen çıkarıyor ortaya okurken ağzınızın suları akacak.
Çocuklarından biri olan yazar; annesinin gençliğinden, İstanbul’un şaşaalı altmış ve yetmişli yıllarından bahsediyor.Üç dinin yüzyıllardır bir arada var olduğu İstanbul’da bir Yahudi ailesinin ülke sevgisi, din, arkadaşlık, aşk ve kardeşlik konularında neler yaşadıklarını okuduğunuzda belki gülecek belki de ağlayacaksınız ama mutlaka şaşıracaksınız!
Güneş doğarken onunla beraber kalktığımda kendimi mutlu ve huzurlu hissediyorsam,
Ondan ayrı ve uzak olduğumda huzursuzsam ve onu özlüyorsam,
Her bir araya gelişimiz bir kavuşma hissi yaşatıyorsa,
Eline dokunduğumda ellerim ve bacaklarım titriyorsa,
Kalbim her seferinde düzensiz çarpıyorsa,
Onu öptüğümde gözlerim kapanıyor ve cenneti görüyorsam,
Bedenim onunla beraberken uyum ve ahenk içindeyse,
Ruhum açığa çıkabiliyor, kaçacak bir yer, saklanacak yeni bir beden aramıyorsa
Ve ben halimden memnunsam kime ne?

Annem de günün birinde ölecekti. Ama yaşadığı süre içinde düşündüklerinden, söylediklerinden ve yaptıklarından dolayı kaç kez onu öldürmek istediğime bir tek Allah şahittir. Hayatının nasıl biteceği konusunda yüz şey düşünsem de aklıma böyle bir son gelmezdi. Hele ölümüne benim sebep olacağım asla…
Annemi öldürdüm.

Yetmiş küsur sene önce Beyrut’ta Fransız vatandaşı olarak doğan annem acaba Türkiye’de üç çocukla bir hayat geçireceğini veya sonunun bu şekilde olacağını hiç düşünmüş müydü? Uzun yıllar İtalya’da kaldıktan sonra lisanını bilmediği ve daha önceden hiç görmediği bir ülkeye gelin gideceği gençlik hayalleri arasında mıydı acaba? Düşünse ya da düşünmese sonuçta çok fark eder miydi? Hayatı boyunca “Allah’ın işine karışılmaz ve mukadderat” diye tekrar eden o değil miydi? Kendimi bildim bileli kaderine teslim olmuş biriydi. Allah inşallah geride kalanları için iyi şeyler yazmış olsun demekten başka bir şey gelmiyor şu an aklıma. Âmin…

“Aklına kötü fikirler getirme ki gerçekleşmesin” dediğini hatırlar gibi oldum. “Unutma hep iyi şeyler dile. Çünkü bir omzundaki iyi melek âmin derken diğer omzundaki kötü melek de âmin der”. Aynı bunun gibi, “Ağzından kötü söz çıkartmadan evvel iyi düşün sonra çıkan sözlerin esiri olursun” da derdi. Ağzımı hep hayra açmayı öğretmişti. Hiç unutmadığım, ağzıma laf düşmeden evvel dilimi yedi kere sola, sonra yedi kere sağa oynatmamı tembihlediğinde yaşım da en fazla yedi olmalıydı. Birden o an kafama dank etti ki annem ölmüştü…

Onu mutsuz edecek bir şey duyduğunda ise, “Evlerden uzak. Pişkado” derdi. Ladino dilinde balık demek oluyordu. Kötülükler balıklara gitsin anlamında kullanılırdı. Saf bir çocukken balık yediğim bir gün, ‘bu balıklar kötülük dolu ben yemem’ dediğimde onun güldüğünü hatırlıyorum. Her zaman gülecek bir şey bulurdu zaten…

Duama devam ederken yatağa girdiğimde korkuyordum. Hem yalnız olduğumdan hem de karanlıkta kaldığımdan. Şu an o kadar çocuk, o kadar küçük, o kadar korunmaya muhtaç hissediyorum ki, ben de ölümden korkuyorum sanki. Ecel gelecek olsa, yalnız olmadığımı görünce, vazgeçip gidecek gibi geliyor. Annem öbür tarafta da nasıl olsa beni korur, bana zarar gelecek bir şeye izin vermez diye düşünüyorum. Benim çocuk olma sürem doldu zaten, büyümem gerekiyor. Kimsenin çocuğu değilim artık…

Az da olsa ölümle ilgili annemle konuştuğumda hep, “İnşallah sırası ile olur, kendimi Allah’a teslim ediyorum, o ne istiyorsa yapsın ama, dua ediyorum ki inşallah çekmeden ve kimselere çektirmeden öleyim” derdi. Hatta “mourir de plaisir” daha iyi olurdu onun için. Zevkten, sefa içinde iken ölmek demek oluyordu. Şaka yapmak için de, “Burada yaşayan az bir nesil var. Öteki tarafa gittiğimde oradaki kalabalığı, fosilleri düşün, en son gelen, en genç ben olacağım, o yüzden düşününce seviniyorum” bile demişti bir seferinde gülerek. Her konuda espri yapmayı, hayatın komik yanlarını görmeyi adeta benimsemişti. Çoğu zaman bazı olaylar karşısında ki davranışlarına anlam veremezdim. Yaşadığı kötü tecrübelerin kendisini etkilemesine izin vermemesine şaşırırdım. Her gün, her yeni olay karşısında aldığı tavra inanasın gelmezdi. “Alternatifleri düşündüğümde gençleşmeyeceğime göre ayakta olduğuma şükretmeliyim” diye espri yapardı…

Türkiye son dönemde hem yakın, hem uzak geçmişiyle yüzleşme sürecinden geçiyor.Bu her gerçekle hesaplaşma süreci gibi sancılı ve zaman zaman acı verici.Eddi Anter’in kitapları bu hesaplaşma sürecine bir azınlık mensubu gözüyle bakmamızı sağlıyor. Türkiye’de yaşayan bir azınlık mensubunun annesini kaybetmesinin ardından yaşadığı iç hesaplaşmayı anlatan ilk kitabı Lilly usta bir kalemin üslubunu taşıyor. Anter, her yeni kitapta kendini aşıp yeni bir boyuta ulaşacağını da ikinci kitabı Kumbara’da ortaya koyuyor. Anter, Anadolu topraklarında yetişmiş uluslararası bir edebiyatçı olma yolunda…
Ergun Babahan
* * *
Son zamanlarda okuduğum en sade ve çarpıcı üsluba sahip olan Eddi Anter’in Lilly adlı kitabını kutluyorum. Son derece ilginç portrelerin muzip bir ifade ile tarif edilmesinin yanı sıra İstanbul’da yaşayan belirli bir kesimin hayat tarzına dair çok hoş ayrıntılara değinen, adeta belgesel niteliğinde bir romandı benim için Lilly.
– Mehmet Barlas
* * *
Eddi Anter daha ilk günlerden yazmaya ne kadar büyük bir tutkuyla sarıldığını gösterdi. Böyle bir tutku beraberinde elbette birbirinden çarpıcı hikâyeleri getirmeliydi. Getirdi de… Sonuç bu nedenle beni şaşırtmıyor. Üstelik yazılmaları cesaret isteyen üç roman… Dikkat!.. Hikâyelerin birçoğunda kendinizden, dile getirmeye bir türlü cesaret edemediğiniz parçalar da bulabilirsiniz!..
– Mario Levi
* * *
Eddi Anter, yazı hayatının yeni bir halkası olan kitabıyla, okurlarına yine keyifli anlar yaşatacak ve onları tadına doyulmaz bir yolculuğa çıkaracak.Bin yıllardır bu topraklarda yaşayan Türk Musevilerinin yaşamı, gençliğin kendi dünyası içindeki yaşanmışlıkları derken bu kitapla da tüm okurlarının hayata farklı açılardan, daha renkli pencerelerden bakmasını sağlayacak. Söz uçar, yazı kalır; derler. Hayal gücünün ve yaratıcılığının en güzel örneği olan bu değerli eseriyle de edebiyatımızdaki yerini daha da sağlamlaştıracağından, daha pek çok güzel eserin altına imza atacağından eminim.
– Bensiyon Pinto
Onursal Başkan
Türk Musevi Cemaati
* * *
Kitap okumak, kitap yazmaktan daha büyük bir keyif benim için. Ama bir o kadar zordur bir başka yazarın rüzgârına kapılmak… Bir gün Lilly isminde bir kitabın kapağını açtım… 15-20 sayfa okudum. Ve ilk kez dedim ki ben bu satırları yazan adamla tanışmalıyım. Eddi Anter’in hayatıma girişi işte böyle oldu. Şimdi bir kez daha harflerinde savrulacağım için heyecanlıyım. Bir yazarın, bir başka yazarı hayranlıkla beklemesinin nasıl bir keyif olduğunu anlatmam kolay değil. Kelimelerle nasıl oynanabileceğini ustalıkla gösteriyor üstad…
– Aret Vartanyan
Yazar
* * *
Kanepede üste battaniye çekip hapşırmalı kasvet ikindilerini pek güzel akıtan Eddi Anter, “Lilly- Ben bir Arap Yahudisiyim” de bir life style masal anlatıyor.
– Nur Çintay A.
Radikal, 25 Aralık 2006

 

Dostum diye söylemiyorum ama Eddi edebiyatımıza muhteşem bir roman kazandırmış
Dostum derken?
Eddi Anter’dir o dost…
Edebiyatımızın kazandığı kayda değer bir kalemin sahibidir Eddi.
Dostum dedim diye, yaşıtım, kollarımı omzuna attığım bir arkadaşım sanılmasın. Eddi benden 26 yaş büyüktür. Ne yerimiz aynıdır ne de mekânımız. O İstanbullu, ben Konya’nın bir bozkır köyünden. Ama sevginin yolunda giden, benzer ruhlara sahip olan kişiler, birbirlerine kardeşten bile yakındırlar; aynı bağdan yemeseler, aynı sudan içmeseler de, bu kişilerin ruhu ta ‘Kâlû Belâ’da dost olmuşlardır. İşte Eddi’yle dostluğum böyledir. Teknoloji nimeti böyle kişilerin karşılaşmasına büyük imkanlar veriyor. Eddi’de teknoloji nimeti sayesinde karşılaştığım o güzel insanlardan biridir. Teşekkürler Zuckerberg…
*
Eddi Anter’in 2006 yılında yazdığı ‘Lilly / Ben Bir Arap Yahudisiyim’ adlı roman türündeki kitabı okudum bu hafta.
Kitabın güzelliğine dair neler diyebilirim ki?! Diyeceklerim eksik kalmasından korkarım. Övgüleri hak eden bir kitap bu roman.
Eddi’nin ‘Lilly’ adlı bu romanı, otobiyografik roman özelliği göstermekle beraber, profesyonel bir kurgudan ve zengin malzemelerden oluşmuş, nefis bir roman.
Mütevazi ve alçakgönüllü bir kişiliğe sahip insanlar, övgüden pek hazzetmediği gibi yapılmasını da istemezler; Eddi’de böyle bir kişiliğe sahip olduğu için yazdıklarımdan hoşlanmayabilir. Ama Eddi dostum, bu dediklerim doğru ve gerçektir. Edebiyat ürünlerinden bir şey başarı gösteriyor, fakat edebiyatçılar tarafından küçümseniyorsa, bu o edebiyatçının kıskançlığını gösterir. Edebiyatta başarılı bir şeye yapılmış övgü normaldir; sen rahat ol.
Yazımı okuyanlarda şöyle düşünebilir: ‘Dostun olduğu için övüyor, reklamını yapıyorsun’ diye. Asla böyle düşünmeyin. Vasat bulursanız, gelin beni çekiştirin, zevkine güvenmiyorum deyin. Ama unutmayın ki, ben reklam yapmıyorum, sadece güzel olanın hakkını veriyorum.
*
Lilly, Lübnan doğumlu Arap Yahudisi bir kadının hayatını anlatıyor.
Kadının adı Lilly. Anlatıcı bu kadının oğlu. Oğul bütün aile bireylerinin adını verirken kendi adından romanın ta son çeyreğinden bahsediyor. Bu oğulun bende Eddi olduğuna dair bir algı oluşturdu. Çünkü Eddi’yi az çok tanıyordum. Oğul, Eddi olduğuna dair benzerlik gösterse de, bir roman kahramanı olduğu romanın ta sonlarında anlaşılıyor.
Lilly’nin çocukluğundan genç kızlığına kadar olan ömrü Lübnan’da geçer. Evlilik çağlarındayken İtalya’ya göç eder Lilly. İtalya’da bir kısmeti çıkarsa evlenecektir. Ama sonu evlilik olacak bir kısmet çıkmaz. Kısmet İstanbul’dan çıkar. Lilly İstanbul’a taşınır. Evlenip çoluk çocuğa karışır… Ve İstanbul’da geçecek yarım asır Lilly’yi beklemektedir.
Romandaki anlatıcı oğul annesinin hayatını cenazesinden itibaren başlayıp, annesinin ölümünden sonraki geçen günler içerisinde bir pişmanlık, aşırı anne sevgisi ve anneye olan bir bağlılık içerisinde anlatır.
*
Yahudilik üzerine, Yahudilerdeki aile yapısı üzerine, Yahudiler’deki din anlayışı üzerine, Yahudi tarihi üzerine, dünya şehirleri üzerine, İstanbul üzerine, İstanbul’daki kozmopolit hayat üzerine verilmiş müthiş bilgiler, değerli anekdotlar, yaşanıp yaşanmadığından şüphe duyacağınız güzel anılar sizi bekliyor, Lilly’de.
*
Lilly’i okurken,
Yahudilerin kültürlü, eğitimli, rengarenk hayatlarını görüp ‘Keşke ben de Yahudi olsaydım’ dedim. Yahudilerin dine ve geleneğe aşırı bir şekilde bağlı olduklarını görünce ‘İyi ki değilim’ dedim. Ruhum isyankardır, sıkıya gelemez, çizgi dışına çıkmak ister; yani Yahudilerin din anlayışını benimsemeye gelemez; bunun için ailemi, sevdiklerimi üzerim. Yani onun için ‘iyi ki değilim’ diyorum.
*
Eddi dostum,
Edebiyatımıza böyle kaliteli ve değerli bir eser kazandırdığın için, sana edebiyat adına çok teşekkür ederim.
Roman okuma tutkunuz varsa kesinlikle Lilly’yi de okumalısınız.

Mustafa Yıldırım
30.01.2015

EL ELE

KARANLIKTA YÜRÜYEN YABANCI

VAKİTSİZ KAYBEDENLER

KEŞMEŞEKER

BEN BENİM

KABİLE

İNKAR

İKİLEM

KUMBARA

LILLY