Kumbara 2021-03-29T20:15:09+00:00

Kumbara 2007 Destek Yayınları

Hepimiz çoğu zaman kendimizden büyük ve daha güçlü bir kuvvetin bizleri yönettiğine inanırız. Bunun kaynağı
nedir, nerdedir?
Bu soruların cevapları var mıdır?
Roman kahramanı Aziz, tümünü sorgulayacak fakat sadece bazılarına yanıtlar bulacak. Bazen kafasının içinden,
bazen de yüreğinin en derin yerinden gelen sese kulak verip hayatının yönünü belirleyecek.
Başlamış olduğu fiziksel, zihinsel ve ruhsal yolculuğu esnasında karşısına kimler ve neler çıkacak, onu nasıl
etkileyecek okuyunca göreceksiniz.
Birbirimizden farklı olduğumuzu, değişik hayatlar yaşadığımızı sanıyor olmamıza rağmen aslında hepimiz
birbirimize çok benziyoruz. Hatta aynıyız ve yaşadığımız tecrübeler dahi bire bir aynı. Sadece onlara bakış
açımız ve getirdiğimiz yorumlar farklı.
Aziz, bunları yaşarken bakın bakalım kendinizden bir şeyler bulacak mısınız? Bir erkeğin düşünce şekli nasıldır?
Karşı cinsten biriyle ilişkiye girmek, onu tavlamak için neler yapılır? Başlayan birliktelikler neden ve nasıl biter?
Aziz, kendi yaşadıklarını tüm içtenliğiyle sizlerle paylaşacak. Aynı fikirde olabilir veya olmayabilirsiniz.
Fark etmez. Çünkü bu Aziz’in hayatı ve o sadece kendi yaşadıklarından sorumlu.
Belki de artık bilerek o sorumluluğu almıyor. Tek amacı doğru bildiği şekilde yaşamını sürdürmek…
Hepsi bu… Sonuçta, topumuzun istediği de bu değil mi?
Kendinizden gördüğünüz her şey inandırıcı gelebilir. Ancak inandırıcı bulduğunuz herhangi bir şey de
gerçek olmayabilir. Yalnız Allah gerçektir…

Annemle babamın birbirlerine iki âşık gibi bakışmalarından pek hoşnut olduğumu söyleyemem
çünkü çoğu zaman onları bu halde görünce midem bulanıyor. Annemle babamı beraber yatakta
düşündüğümde de kötü hissediyorum. Onu ne altta ne de üstte düşünemiyorum. Babamın da dergide ki
kadınlara yapılanın aynısını anneme yapıyor olması fikri beni iyiden iyiye endişelendiriyor.
Belki haberleri yoktur diye kendimi avuttuğum da oluyor…
Halen elektrik kısıtlaması düzenli olarak yapılıyor, su desen gören olmuyordu. Yine evde küvet ve mutfakta en az beş tane büyük plastik bidonun içi suyla dolu tutuluyor. El yüz yıkamak ve diş fırçalamak için bunları kullanıyoruz. Uzunca bir duş almayalı bayağı oluyordu. Yakında adaya taşınacaktık, denize girince problem kalmayacaktı. Devamlı zam, zam diye televizyonda duyuyorum. ( saymakla da bitmez. Gazete, kitap, sigara, benzin, araba, taksi, dolmuş, içki, ekmek, telefon, ampul, havagazı dâhil her şey pahalanıyordu) Tek zamma uğramayan şey benim haftalığımdı. Bizim moruktan pek bir hayır yoktu, fiyat artışlarından haberdar değildi sanki…
Etrafımda olan yaz arkadaşlarımın çoğu benim gibi bakirdi belki de özellikle onları ben seçiyordum farkında değildim.
Sürekli randevu evlerine gidenlerden uzak durmaya çalışıyordum. Kendimi onlardan daha aşağılık ve eksik
hissettiğimden olmalıydı. Kızlar desen bakire olmayanı yoktu. Hani filmlerde görmeye alıştığımız sadece
köylerde olup bittiğini sandığımız, bakire evlenme ve zifaf gecesi adetleri şehirde de vardı. İnanın böyleydi.
Gerdek sonrası çarşaf gösterildiğini bile duyuyordum. Damat annesi bunu arzuluyor hatta ısrarla talepte
bulunduğu söyleniyordu ( Boşuna tarlayı düz alacaksın, kadını kız alacaksın dememişler.) Düzen buysa biz
bunu nasıl değiştirecektik?

Bakmayın yaşıma başıma, biliyorum ki hayat boş, para, pul, araba, okul, diploma, iş peşinde koşmak anlamsızdır.
Hepsi bomboş. Evet, hayatın tüm zenginliklerinden tadacaksın. Ancak dedikleri şekilde, tümü yellerin peşinde
koşup onu yakalamaya çalışmak veya suyu kucaklamayı istemekle aynıymış. Bazen bulutların üstünde uçuyor
olacaksın bazen de altında yağmura yakalanacaksın fakat bulutları yakalamaya asla çalışmamalısın.
Hem acıyı yaşayacaksın hem de tatlıyı. Biri olmadan diğeri olmayacak bilesin.
Her ikisinin de tadını çıkartmayı öğrendiğinde yaşıyor olacaksın.
Nasıl ki güneşe bulutlar olmadan bakamazsan, nasıl ki karanlık olduğunu yıldızlar
çıkmadan anlayamazsan hayat da aynı öyle… İniş ve çıkışlı olacak, hiçbir zaman düz çizgi değil
veya ya siyah ya beyazdır ebruli olmayacak. Ayrıca hatırla ki yaşadıklarımızın hiç biri tesadüf
veya kader kesinlikle değil. Gittiğin yolun pusulası senin elinde, başkasının değil. Arkana bakmadan,
emin adımlarla, kat edebildiğin kadar gitmelisin…

Aslında işin gerçeği çok basitmiş. Dönemsel olarak hepimiz benzer şeylerle karşılaşıyoruz. Birbirimizden farklı gözüksek de çok benziyoruz. Tüm hayatlarımız benzemekten öte aslında aynı. Sadece olaylara bakış açımız farklı, yorumlarımız ayrı. Ya siz? Hakikatten yaşamanızın sebebini bulmak veya bilmek istiyor musunuz? Yoksa ne lüzum var diyenlerden misiniz? Yaşayıp gitmek varken bu kadar sorgu ve suale neden yer veresiniz? Kime ne faydası var ki? Dememişler mi her şey boş, bomboş diye. Hayat da boşmuş. Bilin ki aynen öyle…

Tavsiyem hayatınızın gayesini kendi kendinize bulmanız ve bunun için de içinize bakmalısınız. Bu konuda benden yardım beklemeyin. İnanın, benimkinin anlamını sizlere anlatmam da o kadar kolay değil. Öğrendiğimi, aklıma kazınan bilgiyi kelimelere dökemiyorum. Fakat bilmenizi isterim ki cevabı çok basit. Hiç karmakarışık değil, öyle olmak zorunda ise hiç değil. Cevabı zaten biliyorsunuz. Sadece bilmezden geliyorsunuz. Anahtar ve şifre sizde, sizin içinizde, özünüzdedir. Var oluş sebebinizi, aynı benim bulduğum gibi, zamanı gelince siz de bulacaksınız. “Kalbinizin içine aklınızı yerleştirin” çünkü sonunda ben öyle yaptım. O’nu görünce, Onunla konuşunca, Onunla birlikte olunca anladım ki “O” aslında benim içimde, o hep benimle. O benim ve ben “O”yum. Bu kadar basit…

Zaten yaşadığımız hayat aslında gerçek bir rüya değil mi? Var olan tek gerçek hayallerimizdir, olana ve anlayana tabi. Aslında bizler de yokuz, hepimiz birer hiçiz. Var olan tek şey Allah. O yüzden, “Düşünme, bak”. Bana inanmak için görmeniz de gerekmiyor. İşitmeniz yeter… Sesim geliyor mu? Beni duyuyor musunuz? Cevap verin Tanrı aşkına. Ben sizleri duyamıyorum…

Bazı romanları okurken, öykünün gidişatı ve karakterlerin öykünün içine giriftleştiği yapı, sizi yazarın kimliğinden uzağa düşürür. Siz sadece konuyla ilgilenir ve bitirince de bunu yazanı kurcalamazsınız. Yazarın değil, yazılanın etkili olduğu bir süreçte, okuduğunuzdan keyif almanın ötesinde bir yolculuk değildir bu. Ancak bazı yazarlar farklıdır. Satırlar, yazarın ruhunu, aklını, bedenini ve yüreğini de betimler. Bir taraftan okurken, içinizdeki minik şeytan sürekli sorar: “Bu yazar acaba bunları yaşamış mı? Bu, yazarın kendi deneyimlerinden yola çıkılarak yazılmış bir öykü mü? Bu duyguları tüm yoğunluğu ve hatta analitik açılımları ile nasıl bilebilir ki – eğer kendisi bu olguda zaten bir kahraman değilse?” Eddi Anter’i her okuduğumda kendime bu soruları sordum. Edepsizce tanımladığı erkek cinselliğinin satır aralarında son derece gerçek ve yalın bir dürüstlüğü, kafası karışık bir ruh halinin bütün ve doğru psikolojik analizlerini, karakterlerin su yüzüne çıkmayan alt dokularının olaylarla iç içe, özenle aktarılışını keşfettim ve saygı duydum.
Eddi Anter, yazar olmak adına kitap yazmamış. Zaten kitap yazarken, yazar olmuş. Bu nedenle, kitaplarında içten, cesur ve aslen yazarken, salt kendini mutlu etmeye yönelen, gerçek bir yazarın samimiyeti var. Güzel eserler, güzel insanların ardında kalır. Gerçek hayatta da dost olabilme şansına sahip olduğum Eddi Anter, güzel bir insan…
– Esin Acıman
Psikolog/Yazar
* * *
Kitabın adından denilmek istenen kadının cinsel organı yani vajina… Bir ergenin erkekliğe adım atarken yaşadıklarını yazdığı günlükten o­ku­yorsunuz. Kısmen anne ve babalara, kısmen erkekliğe geçen çocuk­lara satır aralarında minik derslerin de verildiği kitap; bir erkeğin ha­yata bakış açısını ve sorgulamasını, neler düşündüğünü, aşkı nasıl ya­şadığını anlatıyor. Bir erkek için aşk yoksa kadın kumbara demektir.
– Belgin Çoban
Sabah- Günaydın, 12 Kasım 2007
***
Okuyucu ilk başta kendisini bir aşk romanına hazırlarken, kitap her satırında kendini gösteren cinsel öğeleriyle adeta vuruyor. Tam bir şok yaratıyor. Anlatılanların kadın okurlar tarafından ilgi çekeceğini belirtmeliyim. İlginç, doğal, gözlem ve araştırmalarla dolu, akılcı ve kadınlar için gerçek bir bilgi kaynağı Kumbara.
– Aylin Yengin
Şalom Kitap, 12 Aralık 2007
***
Kumbara’nın üzerinde durulması gereği toplumsal cinsiyet rollerine ayna tutmadaki başarısından kaynaklanıyor. Amerikalı feminist yazar Kate Millet Cinsel Politika adlı kitabında D.H. Lawrence, Henry Miller, Jean Genet ve Norman Mailer’ın kitaplarında ataerkilliğin edebiyata nasıl sindirildiğini bu yazarların yapıtlarından örneklerle inceliyordu. Günün birinde bir Türk feministi Türk Edebiyatının cinsel politikasını irdelemeye karar verirse Kumbara bu çalışmayla epey zengin bir malzeme sunacak nitelikte.
– Reyhan Yıldız
Radikal Kitap, 21 Aralık 2007

EL ELE

KARANLIKTA YÜRÜYEN YABANCI

VAKİTSİZ KAYBEDENLER

KEŞMEŞEKER

BEN BENİM

KABİLE

İNKAR

İKİLEM

KUMBARA

LILLY